Statista’ya göre, dünya 2022 yılında yaklaşık 6.7 milyar kilo çay tüketti ve bu miktarın 2025 yılına kadar 7.4 milyar kiloya çıkması bekleniyor. Çay büyük bir endüstri ve bu durum onu savaş, casusluk ve sömürüye bulaştırdı.
Savaş ve Bağımlılık
Çay tüketimi, Çin’de 3000 yıldan daha uzun bir süre önce içildiğini gösteren yazılı kayıtlarla başladı (2022’de Chinese Medicine dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre). 14. yüzyıla gelindiğinde, çay ipek ve porselenle birlikte Çin’in ana ihracatı haline gelmiş ve Çin’i ekonomik bir süper güç yapmıştır.
Osmanlı’da çay yetiştirmeye yönelik bilinen ilk ciddi girişim Sultan II. Abdülhamid dönemine rastlıyor. 1892’de yayınlanan “Coğrafyayı Sınai ve Ticari” adlı kitapta, dönemin Ticaret Nazırı Esbak–ı İsmail Paşa’nın aracılığı ile Çin’den getirilen çay fidanları ve tohumlarının Bursa’da ekildiği anlatılıyor ancak ekolojik koşulların uygun olmaması nedeniyle sonuç alınamadığı belirtiliyor.
Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nde daha sonra bulunan ve Osmanlı’da çay tarımına ilişkin ilk arşiv belgesi olarak kabul edilen belgede ise, tohumların Japonya’dan getirtildiği yazıyor.
Britanya’ya ise 17. yüzyılda Doğu Hindistan Şirketi tarafından getirilen çay, başlangıçta zenginlere yönelik pahalı bir lüks haline geldi. Tüketim, imparatorlukla birlikte büyüdükçe Britanya, Çinlilere pahalı gümüşle ödeme yapmak yerine afyon karşılığında çay ticareti yapmaya başladı. Bu, Çin’de bir halk sağlığı krizi yarattı ve 1839’da ilk Afyon Savaşı’nı tetikledi. Britanya 1842’de kazandı ve Çin, Hong Kong limanını Britanyalılara teslim etti ve ticaret yeniden başladı.
Ironik olarak, Britanya’da çay, bağımlılık endişelerini de beraberinde getirdi – doktorlar, aşırı tüketimin “sinir bozukluklarına”, “uykusuzluğa” ve diğer sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyardılar.

Çay içen ilk Türk kimdi?
Tarih kitaplarında Türklerin, Anadolu’ya gelmeden önce Orta Asya’da çayla tanıştıkları yazıyor. Kazan Tatar Türklerinden dil islahatçısı, Abdül’l-Kayyûm Nâsırî, “Fevakihü’l–Cülesâ” adlı eserinde, 12. yy’da Kazakistan’da yaşayan Türk şair Hoca Ahmet Yesevi’nin çayı içen ilk Türk olduğunu anlatıyor. Nâsırî, Hoca Ahmet Yesevi’nin misafir olduğu Türkmen komşunun evinde içtiği sıcak çayın yorgunluğunu giderdiğini ve “Hastalarınıza bundan içirin ki şifa bulsunlar” diye dua ettiğini yazıyor.
Türkiye’de çay, hangi bölgede nasıl içiliyor?
Çay içme tarzları ise yörelere göre değişiyor. Örneğin, Erzurum ve doğusundaki illerde çay, açık renkli ve kaşıksız gelir ve “kıtlama” denen özel bir yöntemle içilir. Kıtlama, Kars ve Erzurum yöresinde üretilen büyük ve sert şekerlere verilen isim. Özel makaslarla, elle ya da ısırılarak koparılan ufak parçalar, dil altına konur ve çay içildikçe, eriyen şeker de tat verir. Eğer misafirseniz, siz “yeter” demedikçe çay sürekli tazelenir. Teşekkür edip, başka istemediğinizi söyleseniz bile mutlaka bir bardak daha ikram edilir. Bunun adı cırıldım yani zor çayıdır. Cırıldım çayını içmemek ise ev sahibine karşı büyük bir hakaret anlamına gelir.
Güneydoğu’da genelde kaçak çayı içilir. Rengi koyu, tadı daha acıdır. Bardaklar da diğer bölgelere göre biraz daha büyük olur. Gümüşhaneliler orta, Trabzonlular ise az şekerli çayı tercih eder. Tokat’ta bardak ufak olsa da mutlaka dudak payı bırakılır.
Hangi biçimde içerse içsin Türklerin ortak tutkusu ise cam bardaktır. Rengini görmek, sıcaklığını hissetmek ve kaşığın cama vurduğunda çıkardığı sesi duymak ister.
